|
Yaşamın insanlara sunduğu gerçekler ne yapılırsa yapılsın bir türlü göz ardı edilemiyor. Yaşadığımız dünyaya uzun zamandır bahar gelmedi ve kışı uzun sürdü. Hatta yaşanan kış Sibirya kışlarından bile sert oldu. Bir ara akşam vakti ekmek dilenmeye çıkan çocuklar görmüştüm şehrin sokaklarında. İlk o zaman fark ettim babası ölmüş yetim köylü çocuklarını ve hiç bir şey diyemeden yutkundum.
Bazen bir şeyler bir yerlerden çıkar gelir ve insan yaşantısına dâhil olur. İnsan kendi yaşantısına dâhil olan bu yeni etmenlerin nereden ve nasıl geldiklerini bir türlü bilemez ancak yinede insanoğlu bu beklenmeden gelen misafirlerin biricik hayatı üstünde oluşturduğu sonuçlara katlanmak zorunda kalır. İşte insanların karşı karşıya kaldıkları bu ekonomik krizlerde pek çok insan için nereden ve nasıl geldiklerini bir türlü bilemedikleri ve kendi hayatları üstünde oluşturduğu sonuçlara katlanmak zorunda kaldıkları birer sürpriz yumarta gibi oldu. Bugün biz istesek de istemesek de içinde bulunduğumuz dünyada var olan ekonomik koşullar hepimizin yaşamını, hava gibi, su gibi etkiliyor. Gençleri umutsuzluğa iten, insanların yuvalarını yıkan, dağıtan ekonomik krizler yaşadık. Yaşanan bu ekonomik krizlerin hangisini inkâr ederek görmezden gelebiliriz. Belki işsiz insanlar gözle görülen her yerin sis olmasından dolayı gözün gözü görmediği kapkara bulutlarla kaplı bir gökyüzünün altında adeta bilim kurgu romanlarında tasvir edilebilecek kadar tuhaf bir dünyada akla gelmeyecek zorluklar ve çelişkiler içinde yaşadılar. Yaşanan bu süreç içinde yeri geldi televizyon ekranlarımızdan mahkeme önlerinde elleri kelepçeli banka sahiplerini gördük. Yeri geldi günlük yayınlanan ulusal gazetelerden açlıktan çocuğu ölen insanların talihsiz öykülerini okuduk. Çoğu zaman aklımız almadı olan biteni. Yinede o zor günlerde insanların çoğu bu olumsuz şartlar karşısında yenilmedi, dağılmadı, yok olmadı ve ayakta kalmayı başarabildi.
Gerçi şu an için önemli olan bütün bu yaşanlardan nasıl sonuçlar çıkarıldığı olacaktır. Bundan sonra en azından yaşanan ekonomik krizlerin benzerlerinin tekrar gerçekleşmemesi için önlemler alınmalı yahut yaşanabilecek yeni ekonomik krizlerde insanların karşılaşabileceği sorunları göz önüne alarak bu sorunların çözümüne yönelik adımlar şimdiden atılmalıdır.
|
|
EMEĞE SAYGI!!! Yaptığımız en büyük yanlışlardan biri üretken olmayı beceremediğimiz gibi yanlış bir tüketici,ehliyetsiz bir kullanıcı olarak toplumun çeşitli katmanlarında yerleşmiş, birer kemirgen olarak,emeği hiçe sayarak,yanlış süre gelen sistemin birer parçası olmaya devam ediyor olmamız. Bazen aldırış etmediğimiz en ufacık şeylerin dalga dalga tüm evrene dağıldığını ve etkinin küresel olduğunun ve vebalinin daha büyük ve derin olduğunun farkına varmalıyız. Devletin şimdiye kadar yaptığı en güzel uygulamalardan biri olan eğitim ve öğretime destek programı kapsamında okullarda ücretsiz kitap dağıtılması ve bir şekilde toplumda derinleşen gelir adaletsizliğinin eğitimdeki etkilerini en aza indirmek,okumayan cocuk kalmasın,kız çocuklarınında okumaları için yapılan maddi destek programları çerçevesinde Cumhuriyetin kurulmasından ve merhum Atatürk'ten sonra yapılan en büyük devrimdir. Bu geç kalınmış bir devrimdir.Şimdi sıra eğitimcilerde, eğitim ve öğretimde ehliyet sahibi olan eğitimcilerimizin sunulan fırsatı uygulamada nasıl değerlendirdiği tartışılır. Sıraların üzerine önümüze kadar gelen kitaplar hangi emekle gelmiştir?Bunlara ayrılan bütçe,verilen emek, kesilen binlerce ağaç bu emeklerin hakkı verilerek mi kullanılmakta yoksa birer çöp gibi kenara mı atılmakta? Biz bilgiye, kitaba, emeğe, doağaya,insana saygıyı öğrenememişken bize sunulanın kıymetini anlayacak ahlaki alt yapıya sahip olamadan buna ehil olabilirmiyiz ehil bir eğitimci olabilirmiyiz,hayır!!! ne yazıkki bunca emek boşa gitmekte bizzat şahit oldum. "okullalrda dağıtılan ücretsiz kitaplar kullanılmamakta müfredat takip edilmemekte bu devlete ve emeğe ve kesilen yok olan binlerce ağaca, doğaya,hayata yapılan en büyük TAHRİBATTIR!!! AMA BU TAHRİBATI DURDURMAK BİZİM ELİMİZDE!!! Duyarlı Bir Gelecek Temennisiyle...
|
|
Bilinmeyenler Üzerine Kurulan Bilim ve Teknoloji
LÜTFEN UZUN OLSADA SONUNA KADAR OKUYUNUZ; GÖRECEKSİNİZ Kİ SİZİN İÇİN YAZILMIŞ...
Günümüz ilim ve teknolojisi hızla ilerlemektedir. Günlük gelişmelerin dahi takip edilemediği bir dünyadayız. Daha düne kadar bir kaç cm2 lik bir çip'e (elektronik yonga parçası) 15-20 yıl evvel bir çekirge büyüklüğünde olan transistörlerden ancak 10?1000 adet sığdırılabiliyorken bugün aynı çip'e 450 bin civarında transistör yerleştirilebilmekte ve yakın bir gelecekte bunun 10 milyon civarında olması planlanmaktadır. Diğer taraftan, saniyede 400-500 milyon işlem yapan bilgisayarlar teknolojiyi yeni bir değişime zorlamaktadır. Hayretle müşahede ettiğimiz ilmin her sahasındaki icad ve gelişmelerin temelinde, hiç şüphesiz, maddenin derin bir şekilde incelenmesi yatmaktadır. Bu inkişaf, asrımızda maddeci bir hayat görüşünün hâkimiyetini netice vermiştir.
İnsanoğlu bir yandan akılları sarsacak şeyler yapmış olmanın sevincini yaşarken, diğer taraftan hayatın kördüğüm olmuş iplerinden, belki daha iyi bir eser meydana getiririm diye, devamlı olarak birşeyler örmeye çalışmakta ve ortaya çıkan yeni problemlerle yüz yüze gelmektedir. Gerçeği bulma yarışında adeta tek kanatlı bir kuş olmuştur. Zira bugünkü teknolojinin en mükemmel misal olarak aldığı otomatik kontrol ve sibernetiği cem eden insanoğlunun ruhi cephesi gözardı edilmiş ve dolayısıyla model eksik uygulanmıştır. Bu gerçekleri Akif'in kaleminden dökülen şu terennümler ne güzel özetlemektedir. "Yarının ilmî nedir? Gayet müthiş... Maddenin kudreti zerriyesi uğraştığı iş O yaman kudrete hakim olsam diyerek Sarf edip durmadan bir çok kafa, binlerce emek. Ona yükseldi mi artık değişir ruy?u zemin Çünkü bir damla kömürden edecektir temin, Öyle milyonla değil nâmütenahi kudret... İbret al kendi sözünden aman oğlum gayret..." İlmi araştırmaların bildirdiğine göre kâinattaki bütün maddeler yüzü aşkın elementten meydana gelmiştir. Canlı ve cansız herşey, bu elementlerin harikulade terkiblerinin bir neticesidir. Varlıkların bazılarına canlılık hassası kazandırılmış, canlılar alemi ortaya çıkmıştır. Canlı ve cansız bütün varlıklar birbirlerine muhtaç kılınmışlardır. Bunlar, bu münasebetler sonunda zevk, haz.. veya ızdırab, keder duymaktadırlar. Hülasa olarak söylemek gerekirse, Yaratıcı, maddeyi maddeye muhtaç kılmakta, sonunda da onları birbirleri ile zevklendirmekte veya kederlendirmektedir. Bugün bilebildiğimiz kadarıyla madde enerjinin kesafet kazanmış halidir. Demek ki, canlı ve cansız bütün varlıkların esası enerjiden ibarettir. Yeri gelmişken hemen soralım, nedir bu enerji? Kendisine su ve hava kadar ve belki onlardan daha fazla muhtaç olduğumuz bu "Öz "ün kaynağı nedir? Evet, modern ilim bu soruları henüz cevaplandıramamıştır. Tatmin edici cevaplar verildiği gün, gerçekler ortaya çıkacaktır. Maddenin hemen hemen bütün kütlesini, 1014 gr/cm3 civarında olan bir yoğunlukla, atomun çekirdeği meydana getirir, iki ayrı cismin kütleleri arasında bir çekim kuvveti vardır. Bu kuvvetin hangi faktörlere bağlı olduğunu biliyor ve bunu hesaplıyabiliyoruz. Fakat bu kuvvetin niçin meydana geldiğini şimdilik bilememekteyiz. Fizik ilmi, henüz bunu izah edememiştir. Maddenin temel elemanlarından biri elektrondur. Elektron, bugün hayat ve medeniyetimizde büyük bir rol oynamaktadır. Elektrik ampulünden saçılan ışık, uyarılan veya iyonlaşan bir atomda, elektronlar tarafından serbest bırakılan enerji değil midir? Uygun kumanda metotları ile elektrik ve elektroniğin vazgeçilmez bir parçası olan, kontrol altına alınamadığında yıldırım olup canavarlaşan da elektronlardır. Bunlar atom çekirdeği etrafında dönen (9x1027) g. ağırlığında elektrikle yüklenmiş parçacıklardır. Bu küçük parçağın bir an için yokolması kâinat dengesini sarsacak vasıftadır. Atomun çekirdeğinde de elektrik yüklü parçacıklar vardır. Bu iki tip elektrik yükünü birbirinden ayırabilmek için elektronun elektrik yüküne "negatif", çekirdekteki parçacıkların yüküne de "pozitif" ismi verilmiştir. Tecrübeler farklı elektrikle yüklü cisimlerin birbirlerini çektiklerini, aynı elektrikle yüklü cisimlerin birbirlerini ittiklerini göstermektedir. Bu itme/çekme kuvvetlerinin nelere bağlı ve nasıl değiştiği bilinmektedir. Ancak bu hadisenin sebebi de hâlâ açıklanamamıştır. Ama elektrik yüklerinin bu hususiyetleri maddenin ve bugünkü teknolojinin vazgeçilmez bir unsurudur. Çekirdeğin pozitif elektriği ile elektronun negatif elektriğinin meydana getirdiği çekim kuvvetini dengelemek için elektron çekirdek etrafından 50.000 km/sn, lik bir hızla dönmektedir. Bu saatte 40 bin km. olan feza araçlarının hızlarına göre, korkunç bir sürattir. Bu dönüş elektronun çekirdeğin üzerine düşmesini engelleyen bir merkezkaç kuvveti meydana getirmektedir. Nedir bu merkezkaç kuvveti? Cisim sükunette iken olmayan bu kuvvet, hangi sebebten dolayı dönme başlayınca ortaya çıkmaktadır? İlmin cevaplandırmadığı sorulardan bir tanesi de budur. Bu kuvvet de kâinat düzeninin ve teknolojinin vazgeçemediği mühim bir unsurdur. Gravitasyon adı verilen kütle çekimi en zayıf kuvvettir. Bununla beraber, kâinatta tesir sahası en uzaklara kadar erişmekte ve astronomik mesafelerde hissc-dilebilen yegane kuvvet olmaktadır. Ayı dünya etrafında, dünyayı güneş çevresinde tutan; yıldızları galaksiler halinde bir araya getiren ve galaksileri küme küme toplayan, merkezkaç kuvveti ile birlikte, bu kuvvettir. Elektrikî çekim kuvvetinden 1040 defa daha zayıf olan bu çekim kuvveti, mikroskopik sahada, (meselâ atom içinde) ihmal edilebilecek kadar küçüktür. Aksine burada elektrikî ve magnetik kuvvetler hakimdir. İlmin izahından aciz kaldığı bu kuvvetlerin, acaba, hiçbir izahı yok mudur? Bunların cevabını bulmadan bilinmiyenleri "maddenin temel hususiyetleri" deyip geçiştirmekle aklı rahatlığa kavuşturmak mümkün müdür? Elbette mümkün değildir. Kâinat denkleminin bu bilinmiyenlerini çözmeden ilim ve teknolojiyi bunlar üzerine inşa etmeye çalışanlar huzursuz kalmaya mahkumdurlar. Aklı rahatlatmak ve huzura kavuşturmak için dar fikir kalıplarını yırtmalı ve gerçeği serbestçe haykırmalıdır. Nitekim, bakınız Sokrat'ın sözlerine: "Kâinatta bulunan herşey bir gayeye doğru yönelmektedir. Bu gaye de daha üstün hedeflere matuftur. En sonunda varılacak olan gaye bir ve tektir." Spencer: "Biz, kâinatta meydana gelen hâdiseleri idrak üstü mutlak bir kudretin tezahürüne bağlamak mecburiyetinde olduğumuzu itiraf etmek zorundayız." demekte; Abraham Lincoln ise mevzuyu daha da berraklaştırarak: "Ben göklere bakıp varlıkların azametini müşahade edip sonra Allah'a inanmıyanlara hayret ediyorum." demektedir. İnsan inanmanın yanında şükretmeyi de bilmelidir. İnanmıyanların en büyük bahtsızlığı, şükretme ihtiyacını duyup da şükredecek bir yer bulamamalarında ortaya çıkmaktadır. Allah'ın ilim sıfatının bir tecellisi olan ilim ve teknolojideki bu gelişmeler ancak bir başlangıçtır. Gerçeğe daha çok yaklaşmak maddi ve manevi ilimlerin kemaliyle mümkün olacaktır. Psikoloji sahasında büyük ilerlemeler kaydeden meşhur alim Dr. Charles Stamimitis ilmin en sonunda ne gibi gelişmeler yapacağı şeklindeki bir soruya "ileride meydana gelecek en büyük keşifler ruhi yönden olacaktır. İnsanlar bir gün maddi şeylerin saadete vesile olmıyacağını anlıyacaklardır. İşte o zaman dünyada alimlerin laboratuvarı Allah'a yönelecek ve ruhi hakikatlar araştırılmaya başlanacaktır. O gün geldiği zaman alem geçmiş asırlarda görmediği ilerlemelerin en hızlısına şahit olacaktır." Bugün ilim, laboratuvarlarını ruhi gerçeklere yöneleterek, onunla bütünleşeceği gelecek günlerin hasretini duymaktadır.
BİR ÖNCEKİ YAZIM KÜLTÜR YOLU 'idi
|